Memişcan

0

BU ADA HANGİ ADA

ARKADAŞLAR ELVEDA

 

Sevgili arkadaşlar!

Dayımın oğlu Niyazi tatil için İstanbul’a geleceğini söyleyince:

– Eyvah! demiştim.

Çünkü bütün tatil hesaplarımın İstanbul’dan başka yerlere gitmek üzerine kurmuştum. İstanbul’un nüfusu on beş milyonu aşmıştı, İstanbullular bunalmıştı. Herkes kaçacak yer arıyordu, en çok da ben...

Bu durumda Sacit amca da bir yerlere gitmeyi kafasına koymuştu oma nereye gideceğini paylaşmıyordu.

– Nereye gideceksin? diyenlere

– Allah bilir! diyordu.

Ben çok ısrar ettim söylemedi:

– Sen peşime takılırsın diye söylemiyorum, dedi.

Daha doğrusu öyle demedi ama ben öyle anladım. Yumuşak bir dille:

– Merak etme Sacit amca senin peşine takılmam, ben dayımın köyüne gideceğim, dedim.

Ben öyle deyince Sacit amca biraz rahatladı; hatta keyiflendi. O arada dilinde bir şarkı dolaşmaya başladı:

“Ada sahillerinde bekliyorum...” şarkının bu kısmını makamına uygun olarak söylüyor ama devamını tam olarak söylemiyor, sadece:

– Nıy nı nıy nım!.. diyordu.

Belli ki Sacit amca adanın birine gidecek ama hangi adaya? İşte adanın ismi, bu “nıy nı nıynım” sözlerinde gizliydi:

– Sacit amca nedir bu nıy nı nıynım? dedim.

– Sana ne? Sen dayının köyüne gideceksin, dedi.

O zaman anladım ki Sacit amca, adalardan birine gidecek... Daha önceki yıllarda Burgaz Adası’na gitmişti:

– Gelecek sefere de Kınalı Ada’ya gideceğim, diyordu.

Dayımın oğlu Niyazi İstanbul’a gelmeye niyet edince:

– Gelme! İstanbul çok kalabalık, ben de bir adaya gideceğim ama adanın adını unuttum, demiştim.

Sevgili arkadaşlar, ben aslında Niyazi’yi çok severim, yanlış anlamayın. Niyazi ne zaman İstanbul’a gelse hep problem çıkarır. Her gelişinde mutlaka bir kaç kere kaybolur, onu karakollarda ve hastanelerde ararız.

En son kaybolduğunda onu karakol polisleri iyice tanımış, oraya vardığımızda da

– Yahu bunun beline bir ip bağlayın! demişlerdi.

Hatta bir keresinde Niyazi cebine mısır tanelerini doldurmuş, belli aralıklarla onları yola bırakarak dönüşünde mısır tanelerini izleyerek eve gelmeyi düşünmüştü. Sonunda ne oldu biliyor musunuz?.. Eminönü’ne kadar bir kuş sürüsü onu takip etmiş, bütün mısır tanelerini yemişlerdi. Yine onu karakoldan aldık. Kendisini savunurken:

– Benim ne kabahatim var, İstanbullular kuşları aç bırakıyor, demişti.

Şimdi siz yine Niyazi’yi haklı bulacaksınız:

– Niye onunla birlikte gitmiyorsun, diyeceksiniz.

Sevgili arkadaşlar, Niyazi’yi gören mi var... Sabahleyin erkenden çıkıp gidiyor, canı istediği gibi geziyor, sonunda bütün aile onu karakollarda arıyor.

Onun için telefonda Niyazi’ye:

– İstanbul’a gelme, ben seni yarın ararım, dedim.

Şimdi yatma zamanı... Bakalım yarına kadar ne olur.

Sevgili arkadaşlar, olan oldu. Niyazi’ye telefon ettim:

– Sakın gelme! Ben Maldiv Adaları’na gidiyorum, dedim.

– Ne adası?

– Maldiv!

– Hiç duymadım, İstanbul’a gelince gidip görürüz.

– Bu adalar çok uzakta, Hindistan’da

Böyle deyince Niyazi’nin “sesi soluğu kesildi”:

– Alo! dedim, ses yok.

Meğer Niyazi’nin şarjı tükenmiş. Öyle olunca ben de dışarı çıkmak için kapıyı açtım, tam merdivende Sacit amcayla karşılaştım. Hâlâ:

“Ada sahillerinde bekliyorum” diyordu; sanki biliyormuş gibi sordum:

– Sen de mi Maldiv Adalarına gidiyorsun? dedim.

Öyle deyince Sacit amca kıpkırmızı kesildi. Mavi renkli takım elbisesi bile kırmızıya boyandı. Kekeleyerek:

– Sen nerden biliyorsun? dedi.

– Ben Memişcan’m bilirim, dedim.

Sacit amca, yalvaran gözlerle bana baktı:

– Sen dayının köyüne gideceksin değil mi? dedi.

– Belli olmaz, hele sen şu adaları bir anlat, dedim.

– Ümitsizce anlattı:

– Çok uzak... Bazı yerlerde uçakla, bazı yerlerde trenle bazı yerlerde de yüzerek gidiyorsun, dedi.

Gülümsedim:

– Ucuz olsun diye ben hep yüzerim, dedim.

Sevgili arkadaşlar, Sacit amca sonunda itiraf etti:

– Maldiv Adaları’na mevsimlik işçi olarak gidiyorum, dedi.

Meğer ağaçlardan hindistan cevizi toplamak için oraya mevsimlik işçiler gidermiş, tatili bedavaya getirirlermiş. Uçakla gittiniz mi çok yakın. Gözünüzü kapatın, sonra açın, Maldivlerdesiniz... Ama bu gözünüzü kapatıp açma arasında sekiz saat uyumanız gerekiyor.

Ben de öyle yaptım. Gözümü kapatım açtım:

– Geldik mi? dedim.

Annem başucumda gülümsedi:

– Memişcan, yine rüya gördün galiba, dedi.

Evet arkadaşlar rüya gördüm. Gerçek olan şu ki Niyazi yola çıkmış geliyormuş. Hoşçakalın benim sevgili arkadaşlarım! Sacit amcayı sorarsanız sadece bir haftalığına Adapazarı’na gidiyormuş.

Yorum Yazın

Facebook

Twitter