Memişcan

0

YİNE TATİL GELDİ
HERKESİN YÜZÜ GÜLDÜ

Sevgili arkadaşlar!

İşte yine Haziran ayı geldi. Geçen yıl okullar açıldığı gün ne kadar mutsuzdunuz. Ben size:

– Üzülmeyin arkadaşlar, Haziran ayı çabuk gelir, yine tatil başlar, demiştim.

Şimdi mutlu musunuz?

– Evet!

Sizi mutlu görmek beni de mutlu ediyor... Karnenizde düşük notlar olabilir. Bunlar gelip geçici şeylerdir. Zamanla her şey düzelir, aklımız başımıza gelir, yeter ki ümitsiz olmayalım.

Geçen yılı hatırlıyorum. Size:

“Aylardan Haziran, tatile hazırlan!” demiştim. Hazırlandınız mı?

– Evet!

Ne güzel!.. Ben zaten geçen yılın Eylül ayından beri hazırım. Tatilde hiç bir yere gidemesem bile Sacit amcanın peşine takılırım ve o nereye giderse ben de oraya giderim. Gerçi Sacit amca sık sık arkasına bakar, Memişcan var mı diye... Ben öyle bir gizlenirim ki Sacit amcaya ancak vardığımız yerde görünürüm. O da beni görünce çok sevinir ve kollarını açarak:

- Yine mi sen! der.

- Evet Sacit amca, yine ben... Hatta hep ben... Bensiz tatil olur mu?

– Olmaz!

- Neden olmaz?

- Çünkü alnıma öyle yazılmış...

Ama ben bu yaz tatilinde Sacit amcayı serbest bırakacağım. Canı nerede tatil yapmak isterse orada yapsın. İsterse dağlarda dolaşsın, isterse denize taş atsın, gönlünün istediği gibi eğlensin, bu yıl peşinden gitmeyeceğim.

Yine benim için en keyiflisi dayımın köyüne gitmek. Gerçi orada dayımın oğlu Niyazi var ama sanırım aradan geçen bir yılda biraz büyümüş, biraz akıllanmıştır.

“Akıllanmıştır” dediysem öyle akılsız değildir. Hatta bütün yaptıkları “fazla akıl” sebebiyledir. Ona karşı sabırlı ve tedbirli olursam iyi bir tatil geçirebilirim. Bugünden tedbirimi alıyorum ve kendime sabır diliyorum.

Okulların kapanmasına sayılı günler kaldı. Bu günleri her gün bir kaç kere sayıyorum. Şimdi dayımın oğlu Niyazi’ye telefon açıp müjdeyi vereceğim:

– Niyazi, gözün aydın, ben geliyorum, diyeceğim. Niyazi, hiç sevincini belli etmez, telefonda sadece:

– Hı hı! der.

Siz artık bu “hı hı”nın anlama geldiğini düşünün...

Bir taraftan da telefon açmaya çekiniyorum. Niyazi telefonda çok konuşur. Hatta o konuşurken ya kontörüm biter, ya şarjım tükenir. Ama yine de telefon açmaya mecburum ona göre hazırlansın.

Atalarımız:

“Bugünün işini yarına bırakma” derler ya... Bu söz tam da benim için söylenmiş:

– Yarın telefon açarım, dedim.

Niyazi akşamdan telefon etti:

– Memişcan, tatilde İstanbul’a geleceğim, dedi.

- Ne?

– Sevindin mi?

– Ne?

- Sevindiğine ben de sevindim.

- Ne?

– Telefon mu çekmiyor? Yerini değiştir.

- Ne?

“Ne” demekten başka çarem yoktu. Niyazi tatil için İstanbul’a gelirse hem hayallerim, hem tatilim mahvolur. Buna izin vermem. “Nasıl yapayım” derken birden aklıma geldi:

– Sen İstanbul’un nüfusunun kaç milyon olduğunu biliyor musun? dedim.

– Yoo!.. İstersen internetten bakayım, dedi.

-  Hayır bakma... Burası çok kalabalık, adım atacak yer yok. Hele bu yıl gelen turist sayısı çok. En iyisi sen gelme, ben oraya geleyim, dedim.

Bizim Niyazi gülümsedi:

– Koca İstanbul’un içinde bir tek bana mı yer bulunmayacak... dedi.

Niyazi haklı ama mutlaka bir şeyler uydurup onu bu fikrinden vazgeçirmeliyim... Çocuk iki yıldır İstanbul’a gelmek istiyor ama ben çeşitli bahaneler uydurup onu vazgeçiriyorum:

– Bu sefer mutlaka geliyorum, dedi.

-  Şey!.. Ben yokum...

– Yok musun? neden?

-  Şeyden?.. Yani şeyden... Hay Allah! adını unuttum... Adaya gidiyorum ben...

– Ben biliyorum... Burgaz adası... Ben de gelirim.

- Yoo bu daha uzak... Önceden yer ayırtmak lazım...

- Olsun ben senin yanında kalırım.

– Bu bildiğin gibi bir ada değil, dört tarafı deniz...

– O kadar coğrafya bilgim var...

- Şarjım tükeniyor, ben seni yarın ararım...

Telefonu tamamen kapattım. Yarına kadar iyi bir mazeret bulmalıyım, Niyazi’nin İstanbul’a gelmesine mani olmalıyım...

Ne dersiniz arkadaşlar? Bana biraz yardımcı olun!

– Nee? Niyazi mi haklı?.. Size de güven olmuyor... Ben bu işi yarına kadar hallederim. Benim haklı olduğumu anlayacaksınız. Bekleyin görün. Hoşça kalın!

Yorum Yazın

Facebook

Twitter