HER GÜN, NE GÜZEL BİR GÜN...

0

HER GÜN, NE GÜZEL BİR GÜN... diyerek 100 günlük yaz tatilinizi doya doya yaşamanız dileğiyle... Keşke anne babalar çocuklarına, arkadaşlar arkadaşlarına, öğretmenler öğrencilerine, büyükler küçüklerine, ve her birimiz bir diğerine... farklı yerlerde, farklı zamanlarda, farklı kişilerle, farklı koşullarda... yaşasak da yaşadığımız her günün yaşadığımız her anın, yaşadığımız her yerin... her dem, her birimize çok özel hediyeler sunduğunu öğretebilse keşke her insan şimdiyi yaşayabilse keşke her insan anı yakalayabilse Kefken, Kandıra’ya yirmi, İzmit’e yetmiş kilometre mesafede ulaşımı kolay, küçük, şirin ve doğal bir kasaba. Bir tarafı yemyeşil dağlarla kaplı, diğer tarafı masmavi Karadeniz’le çevrili, aradığınız her şeyi bulabileceğiniz harika bir kumsal. Harika bir yaz günü tüm sevdiklerimizle beraber Kefken’in Kumcağız sahilindeyiz. Hemen hemen bütün aile ve bütün dostlar bir arada. Zeynep her çocuk gibi denize, kuma, dedeye, amcaya, halaya, teyzeye, arkadaşa doyamayan bir çocuk. Çok önemli bir olayı kaçırıyormuşcasına daha güneş doğmadan erkenden yatağından fırlar; koşar, zıplar, oynar, gezer, yüzer... ama ne koşmaya, ne zıplamaya, ne oynamaya ne gezmeye ne de yüzmeye bir türlü doyamaz. Vakit öğlen vakti Ahmet dede kumlara uzanmış güneşleniyor, Ramazan enişte ızgarayı yakmış herkese ziyafet hazırlıyor, Muhammet enişte de semaverin dumanında haftalardır bir türlü üzerinden atamadığı yorgunluğunu tüttürüyor. Baba, anne, halalar, teyzeler ve bıcır bıcır yeğenler beraberce top oynuyorlar. Bundan daha mutlu ve daha güzel bir gün olur mu? Ama ikindi sonrası dönüş vakti yaklaşınca Zeynep her zamanki gibi huzursuzlanmaya başlıyor. Gayet bilinçli bir anne olan Halise Hanım biricik kızının huyunu suyunu gayet iyi bildiği, kızının derdini gayet iyi anladığı için Zeynep’in yanına yaklaşıyor ve gönlünü almaya çalışıyor ‘Ne oldu kızım, niye canın sıkıldı, söyle bakalım neyin var?’ diyor. Zeynep boynu bükük bir kenarda tek başına kumları karıştırırken ‘Anne muhteşem bir gün, harika bir gün, süper bir gün ve ben çok eğleniyorum ama böylesine muhteşem, böylesine harika ve böylesine süper bir günün de bitmesini istemiyorum, hep devam etsin istiyorum’ deyince anne her zamanki gibi kızını rahatlatacak, mutlu edecek ve sevgili evladına hayatı boyunca rehberlik edecek cevabı veriyor: ‘Bak kızım, çok sevdiğin, çok mutlu olduğun bir günün bitmesini istemiyorsan o günü doya doya sonuna kadar yaşamalısın ki, o günü sevdiklerinle sonuna kadar paylaşmalısın ki, o mutlu anlar zihinlerde taptaze kalsın ve hiç unutulmasın. Ama sen araya endişe, kaygı, keder, sıkıntı ve mutsuzluk serpiştirirsen o muhteşem günü kendi ellerinle mahvetmiş ve tüm yaşanan güzellikleri de yok etmiş olursun.‘ Bu güzel cevabı alan Zeynep yaşı gereği o anda üzülmeyi bir kenara bırakamasa da kumların tadını son ana kadar çıkarabilmek için denize doğru yeni doğmuş bir ceylanın heyecanıyla zıplaya zıplaya koşar… Her sabah yeniden doğan her günle birlikte şu soruları soruyorum kendi kendime; şimdiden başka hangi anı yaşayabilirim ki, şu an bulunduğum yerden başka nerede bulunabilirim ki, elimdeki işten başka hangi işi yapabilirim ki, yanımdaki insandan başka hangi insana dokunabilirim ki?.. Aldığım soru şeklindeki cevap ise beni hemen kendime getiriyor ve günümü daha net, daha dolu, daha anlamlı... yaşamamı sağlıyor .

Yorum Yazın

Facebook

Twitter